/ 2
/ 2
atatürk:"beni türk hekimlerine emanet ediniz"
sözlerini yazayımda meraklar giderilsin
öyle büyük ki inan doktor içimdeki boşluğum
ne koyarsam koyayım hiç dolmuyor
eğer böyle yaşarsam hep aynı acıyı
bu sıcaklar bile beni donduruyor
kör bir dilenci vücudunda sigara yanıklarıyla
ilkbahardan bana bahsediyor
sardunyalar açıyor diyor, ama ben görmeyeceğim
ve sizin gibi sevinmeyeceğim
bekleme salonunda günü geçmiş dergiler
saçım başım dağılmış, sanki bana benzerler
doktor, doktor, insanlar hiç bilmiyor
doktor, doktor, insanlar hiç duymuyor
doktor, doktor, insanlar hissetmiyor
doktor, doktor,
kimse beni sevmiyor doktor
gerginsin rahatla dedi, çabucak soyunurken kadın
paramı ver yeter, hiç farketmez adın
soyunmana gerek yok, bana bir kaç tatlı söz lazım
uyuyana kadar kal yeter, bitmiş uyku haplarım
yalnızca tıp dalında master ya da doktora yapmaya gerek yoktur bu ünvanı almak için, çünkü onlar bütün cefaları çekmiştir zaten...
(bkz: bu da benim sana ayrılırken hediyem olsun)
(bkz: ph d)
bok yemektir.
ben tıp okumadım, iyi ki de okumamışım. türkiye'nin baba bir üniversitesinin "eşek bağlasan geçer" denilen bir bölümünde, çimlere ve boğaza karşı işletme okudum. en zorlu zamanım, altı günde yedi finale girdiğim son dönem oldu, uykusuz kaldım, sonra bitti gitti.
bizim endüstriciler, inşaatçılar, makineciler, bilgisayarcılar vardı. bilgisayacılar bir hafta proje kasar uyumazlardı. endüstriciler triple integrallerle kafayı çizerlerken, inşaatçıları ve makinecileri bitiren dinamikti. hepsi çalıştı, çabaladı, sabahladı. sonra onlarınki de bitti. gitti.
ama onunki bitmedi. biz mezun olup keplerimizi havaya fırlattığımızda, o hala kafam kadar ingilizce pediatri kitaplarıyla boğuşuyordu. dahiliye stajlarında, geceleri, yüzüne sıçramış kanı bile silemeden, hastanenin bir köşesinde, kahve ve sigara eşliğinde kendine gelmeye çalışıyordu.
ortalama iki ayda bir görüşüyorduk. bazen üç dört aya çıkıyordu süre. ben işe başladım, telefonla aradığımda geceleri, o ya yurdun çalışma salonunda ya da hastanenin kantininde oluyordu. ya binlerce sayfa notla uğraşıyor, ya da yoğun bakımdaki hastaların başında oluyordu. sonraki iki sene böyle geçti.
ben üniversiteme bayılmazdım, ama mezuniyet töreninde yine de kepimi fırlattım. o kendi törenine gitmedi, "altı sene ebemi bellediler" dedi, "sevinecek hiçbir şeyim yok". ben mezun olduğum gün, sözleşmemi imzalamıştım. o mezun olduğunda bir işi yoktu. dahası bir diploması da yoktu. sağlık bakanlığı diplomasına el koymuştu. ya tus'u kazanacak ya da zorunlu hizmete gidecekti.
benim arkadaşlarım -yani mühendisler, avukatlar, işletmeciler- üniversitede, hadi bilemedin üniversiteyi bitirdiklerinde nişanlandılar, işlerini yoluna koyup yuvalarını kurdular. bir doktorla birlikteyseniz böyle bir şansınız yoktur. çünkü üniversite bittiğinde aslında hiçbir şey bitmez. söylediği gibi, "sevinecek bir şeyiniz yoktur".
mezun oldu ve aylarca ders çalıştı. sonra tus'a girdi, olmadı. zorunlu hizmet kurasında kars'ı çekti, doğunun parisi kars. doğuya gitmekle sorunu olan bir insan değildi zaten, gitti.
doğu nedir bilir misiniz? ben bilmem, ama o anlattı. doğu, hiçbir aletinizin olmadığı hastanelerde tanı koyabilmek için insanüstü çaba sarfetmektir. gerekli araçlar olmadan hastanızı iyileştirmeye çalışmaktır. doğu, ambulans depolarında benzin olmadığı zaman sevki gerçekleştirmek için hasta yakınlarından ambulansa benzin almasını beklediğiniz yerdir. hasta yakınlarının parası yoksa doktorun üzerine yürümesidir. doğu, aşı yapmak için jilet gibi kayalara tırmanmak, dağ köylerine çıkmak, sonra da aşı yaptığınız çocukların ailelerinden azar yemektir. doğu, devletin götürmediği her türlü hizmetin sorumlusu olmaktır. halkın gözünde devlet olmaktır, devletin beceremediği her şeyin müsebbibi olmaktır.
döndüğünde tus'u kazanmıştı, üniversite hastenesinde uzmanlığa başladı. evlendik. haftada iki gece, penceresi olmayan, buz gibi bir laboratuvarda nöbet tutuyordu. buz gibiydi, çünkü yan depodaki ilaçlar bozulmasın diye soğutuluyordu bütün bölüm. yazın sıcağında, o, tepesinden esen rüzgarla hasta oluyordu. gecenin bir yarısı gelen kanlara bakıyordu, esrar aldıklarından şüphenilen ve yaka paça getirilen askerlerin idrarlarına. zırıl zırıl çalan telefonlara koşuyordu, zehirlenenlerle, intihar edenlere boğuşuyordu.
o benim eşim. haftada iki gece görmediğim, haftada iki gece nöbet tutan, ve sonra ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi işine devam etmesi beklenen eşim. nöbet tuttuğu saat başına 1 ytl 66 kuruş alıyor.
evliliğimizin ilk yılları, onun hayatının en güzel yıllarında yaşadığı travmayı atlatmasına yardım etmekle geçti, yaraları sarmakla. biz 300 sayfalık kitaptan korkarken, o mezun olduğunda 15000 sayfa notu çöp torbalarına doldurup atmıştı. geri kalan kitaplar şu an üç kütüphaneyi doldurmuş şekilde evde duruyor.
bu sene uzmanlığını alacak. devlet uzmanlık diplomasına el koyacak, çünkü bir daha zorunlu hizmete gitmesi gerekiyor. uzman olarak çalışmaya başladığı zaman maaşı düşecek. ondan sonra askere gidecek ve orada nöbet tutmaya devam edecek. sonra gelecek, 35 yaşında, hayatı yarılamış bir insan olarak, geri kalan yıllarını huzur içinde geçirmesi umulacak.
benim eşim bunu yapmayacak, çünkü uzman olduğu gün doktorluktan istifa ediyor. hayatının 11 senesini bu işe adadı ve istifa ediyor, çünkü artık acı çekmenin anlamsız olduğuna karar verdi. böylece, türkiye bir "kendini tanrı sanan cibiliyetsiz bir doktordan" kurtulmuş olacak, bayram edebilirsiniz. istifa ediyor, çünkü evlendiğimizin haftası eve tüp takmaya gelen usta "sen doktor olmuşsun ama ben senden daha fazla kazanıyorum, keyfim de tıkırında" dedi ona. istifa ediyor, çünkü ondan 150 puan daha düşük alan insanlar hayatlarını yoluna koydular, evlerini aldılar, çocukları 3-5 yaşına geldi.
istifa ediyor, çünkü erken ölmesinden korktuğumu biliyor.
istifa ediyor, çünkü 11 senede şunu anladı: türkiye'de doktor olmak bok yemek ve o boku bütün sevdiklerine sürmektir...
caresiz derdimin sebebi belli
dermani yaramda arama doktor
$ifa bulmaz gönlüm senin elinden
bo$una benimle ugra$ma doktor
a$k yarasi bu, ilac kapatmaz
verdigin teselli beni avutmaz
dermani yardadir, sende bulunmaz
bo$una benimle ugra$ma doktor
dokunma benim gönül yarama
dokunma doktor
bedenimde degil kalbimde derdim
tek ali$kanligim, bir zalim sevdim
sen cekil yanimdan, sevdigim gelsin
bo$una zamani harcama doktor
site içerisinde yazılanların hicbiri dogru degildir. 18 ya$ alti icin kullanimi sakincali olabilir. içerisinde bulunan tüm kaynaklar nacizane sözlük platformuna ait olup, kopyalanması veya başka yerde kullanılması kesinlikle yasaktır.
ileti$im: nacizaneseyler[@]gmail.com